background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
2e1fe3758cedd203948967b3a049add4

TARİHE BİR PENCERE AÇTIM; KARANLIKTI! GERİ KAÇTIM

avatar
avatar

Latest posts by Bekir Yalçınkaya (see all)

Evvelinden sonrasına Tarih’ten bir pencere açtım ve baktım ki en eski Doğu ve Batı Âlemi’nin içinden; Musevilere hiç bir hak verilmemesini, hattâ onların dünya haritasından silinmeleri gerektiğini savunan Martin Luther King dahil,  eşine ve annesine hiç telefon açamayan, zira annesi eşi ve annesi sağır olan Alexander Graham Bell gibi bir çok ünlünün resmini, Leonardo Da Vinci bir eliyle yazarken öbür eliyle çizmekteydi..

Şayet mevzuuyu genişleterek bu pencereden Eski Doğu ile eski Batı Âlemi’ne  daha detaylıca bakacak olursak Leonardo Da Vinci’nin tuvaline yansıyıp resmen sırıtanlar arasında; Korsika’da doğduktan bir yıl sonra Fransa olan bölgenin konuşma dili Fransızca’dan nefret eden, ama Fransa için büyük savaşların adamı ve ismi dahi İtalyanca olan Napolyon, beyazların siyahîlerle evlenmesine karşı gelen ve hattâ bunu gurur verici bir durum olarak savunan Amerikan eski Başkanları’ndan Thomas Jefferson, dokuzuncu yaş gününe kadar doğru düzgün konuşamayan Yahudi asıllı ünlü Alman teorik fizikçi Albert Einstein, kuzeni ile evlenip 10 çocuk yapanlardan Charles Darwin, kendi meziyetlerine nefretlilerden; ampülü icad ettiği hâlde  karanlıktan aşırı korkan Thomas Edison, Kodak kamera mucidi olduğu hâlde resminin çekilmesinden nefret eden George Eastman, yine çocuklardan nefret eden Küçük Kadınlar’ın yazarı Louisa May Alcott, yaklaşık bin adet peruğu olan ve bu perukları yapmak için kırk adam tutan XIV. Louis ile bir nev’î asansörü ilk kullanan kişi sayılan ve  uçan koltuk adındaki mekanizmasıyla Versay Sarayı’nda katlar arası dolaşan yekdiğeri Kral XV. Louis ve de  gurur duyduğu At’ını ölmeden önce kendisini temsilen senatodaki yerine bırakan Roma imparatoru Gaius (Caligula) da bulunuyor..

Daha da geriye gidildiğinde bu resimlemeye düşecek tarihteki ünlülerin yahud da Hakk dine mensubiyetlik veren Peygamber, Nebi, Resûl ile kendisini ya Hakk dinin, ya da hâşâ Allah’ın üstünde görürcesine risalet kaynaklarına saldıranlar var ki, bunların arasında Hz. Musa’ya inanmamakta ısrar eden Mısır Firavunu, Hz. İbrahim’in peygamberliğine asla rıza gösteremeyen Kâfir Nemrud, Hz. İsa’yı en ileri işkenceyle, Kral Herod’u ve  Roma valisi Pilatus’u kışkırtarak Haç iskeletinde öldüren Mabet ve Yahudi’ye hâkimiyetli Haham, Saduki, Ferisiler, Sebeiye mezhebini kurarak bu mezhebiyle Müslümanlar arasında tefrika gayesini güden, Hz. Ali’yi peygamber mertebesine yükseltip, Hz. Muhammed’in peygamberliğini reddedecek kadar azgınlık gösteren Abdullah İbni Sebe, kendisine tâbi bulduğu ve bildiği afyon yutucu insanları Cennet zannettikleri bir dünyevî Cehennem’e hapseden Hassan Sabbah olduğunu görmekteyiz.

Halbuki üzerinde yaşadığımız dünyanın ilim ve bilimleriyle gurur duyması gerekenlerden olanlar ve Leonardo Da Vinci’nin tuvaline yansımayıp Batı ve Batıl Âlemi’nde resmen sırıtmayanların da olduğu muhakkaktır ki, bunlar ya adil cengleri, ya Tevhidî aşklarıyla Nizam-i Âlem için hizmetleri, ya da ilim irfan, icad ve riyaset ve risaletteki mücadeleleriyle öne çıkanlardır.

En başta ve nihaî olarak Hakk Din’in mevkıî ve makamında bir Peygamberler Peygamberi görüyoruz ki işte O’ bütün âlemlere rahmet üzre gönderilen Hz Muhammed (SAV)’dir. Ki Hz. Muhammed; aynı zamanda ilk insan ve ilk Peygamber Hz Âdem’den bu tarafa gelen 124 bin peygamber, nice sahabe, havari, Hakk dine çağrı için gelmesi beklenenlere son verici bir liyakât ve takdirin sahibidir.  Dünyayı ilk defa dolaşıp bilinmeyen kıt’aları keşfettiği söylenen, fakat bir misyoner olup sömürge yerleri aramak için dünya turuna çıkan Macellan; -aslında dünyayı ilk gezen Müslüman denizci Piri Reis’tir ki, inadla Batı Tarihi, bize olduğu kadar kendi gerçek dünyalarına da Piri Reis’in haritasını göstermemiştir.-  “İnsan maymundan türemiştir” teorisiyle bilim adamlarını oyuna getirirken bağlılarına bir inkâr sığınağı olan Darwin’e hasta Ateistler’le Komünizm’in Kuramsal (!) Kurucusu Karl Marx’a düşkünlerin teşekkül ettirdiği âlemden beklenen netice işte budur.

Oyunlarının rengini ve şeklini görmek isteyenler; Çöl bedevilerine silâh ve altın vererek onları yanına çekmeye muvaffak olan Araplar’ın arasına nifak tohumları ekici Lawrence’e de, uşağı Şerif Hüseyin’e de, devamla Necip Fazıl’ın tarifiyle İttihat ve Terakki finolarına da, hattâ Ortaçağ’da İspanya’daki Engizisyon zulmünden kaçarak Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan ve Selanik’e yerleşen bir avuç Yahudi dönmelerinden müteşekkil kendisini Mesih ilân eden Sabetay Sevi’ taraftarı Sabetayistler’e de iyi bakmalılar.

Ünlü tarihçi Homeros’un kitabına ad veren İthaka Adası’nın kralı Odysseus’tan, Makedonyalı Büyük İskender’e ve Roma İmparatorluğu’nun ilk imparatoru Kartacalı Kumandan Hannibal’a kadar, evvelinden sonrasına Tarih’ten bir pencere açtım ve baktım ki en eski Doğu ve Batı Âlemi’nin içinden; Julius Caesar (Jül Sezar), Frank krallıklarını bir araya getiren Şarlman, Delian League’i Atina İmparatorluğu’na çevirerek Atina’yı zirveye çıkaran Perikles, Roma İmparatorluğu’nu tek bir imparatorluk altında toplayan Büyük Konstantin, Mısır Hanedanlığı ve Yeni Krallık firavunu Ramses’ler, Babil kralı Hammurabi, Yunan felsefesinin büyük ismi Atinalı Sokrates, Orta Asya’nın en büyük gücüne sahib Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han, “Para! Para! Para!” diyerek adeta büyük savaşcılığını maddeyle kuvvetlendiren Napolyon, Marksist hareketlere katılan ve yazdığı makale ve kitaplarda Lenin adıyla bilinen Çarlık Rusya’sının namlısı Ilyich Ulyanov, kendini ‘Roma İmparatoru Augustus’un reenkarnasyonla dünyaya gelmiş hâli’ zanneden Mussolini, nihayet ‘Dünya’nın En Ünlü 100 Lideri’nden biri olarak tarihe geçen Mustafa Kemal Atatürk gibi nice isimler fikir haznemize yansıdılar. Bunlar; Evvelinden sonrasına açtığımız tarihin penceresinde en eski Doğu ve en eski Batı âlemi’nin içinden kendi mensubiyet ve tâbiiyetlerine göre renk ve ahenk verenlerdir..

Şimdi.. “Tarihin bildiklerini öğrenmeyi başaran kaç insan yavrusu vardır” sorusunu cevablayan; gençliğin İnternet ve telefona bağlı ahizeler ve tuşlar değil, bilemem işareti veren omuz silkinmeleridir..

Acaba her ilmî, her tekniği, her imanı, her insanlık bereketini Allah-ü Tealâ’nın takdiri sonrası bu yukarıdaki iyi ve kötülerden alanların hâli daha ilerilerde nasıl olacaktır, dersiniz?

Bekir YALÇINKAYA

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar