background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
sincan5

Sincan’ın Kaybolan Değerleri

avatar
avatar

Latest posts by Fevzi Gültuna (see all)

Dünyanın neresine giderseniz gidin gittiğiniz yerle özdeşleşmiş eserler vardır. 1968 yılında geldiğim “SİNCAN”ın mahallelerinde Çeşmeler, Göçmen evleri, Atatürk evleri, Taş okul Ankaralıların mesire yeri olarak kullandıkları çamlıklar vardı. Bugün bunların yerlerinde yeller esmekte ( Çamlıkların bir kısmı hariç.)

Ben bu yazımızda Sincan’ın kuruluşu ve  şehrimizle özdeşleşen ve yok olan eserlerin yapılışı ve yerleri hakkında  bilgi vermeye çalışacağım.

Sincan Zir nahiyesine (Bugün ki Yenikent) bağlı bir köy iken 1927 yılının sonlarına doğru Yenimahalle ilçesine bağlı Etimesgut nahiyesine bağlanmıştır. O tarihte Sincan’da 18 hane bulunmakta ve nüfusu da 54 idi. 1934 yılında Etimesgut’a Atatürk’ün talimatı ile Balkanlardan göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımıza verilmek 60 hane ev yapılmış. Aynı yılın sonuna doğru Sincan’a da 100 hanelik ev yapımına karar verilmiş. Yapılan bu evler 1938 yılında Romanya’nın Köseapti kasabasından gelen 100 hane göçmene verilir. Göçmenlerin nüfusu 411 dir.  Böylelikle 1938 yılında Sincan’ın nufusu toplam 478 e ulaşır.

Nüfusun çoğalmasıyla eğitim ve ibadet yeri sıkıntısı başlar bu yüzden 1940 yılında Sincan’ın ilk camisi imece usulü çalışılarak yapılır.( Bugünkü Hitabet Caminin yeri)  Aynı yıl bu çalışma usulü ile kerpiçten  dört sınıflık okul yapılır.( Bugünkü 100 yıl İlköğretim Okulunun olduğu yer.) 1944 yılına kadar hizmet veren bu okul yetersiz gelmeye başlayınca  Taş okul olarak bilinen okulun yapımına başlanır. Bu okulun yapımında Sincan halkının yanı sıra Hasan Oğlan Öğretmen Okulunun son sınıf öğrencileri stajyer olarak çalışarak okulun yapılmasına katkıda bulunmuşlardır.

Aynı yıllarda  Atatürk’ün talimatı ile  Ankara valisi ve Belediye Başkanı olan Nevzat TANDOĞON  göçmenlerle aşrı derece ilgilenir. Bir gün Sincan’ı ziyaretinde  benden ne istiyorsunuz diye Sincan halkına sorar. Yerli komşular öncelikle cami yapılmasını ister. Aynı toplantıda göçmenlerin temsilcisi Mahmut İRİÇ söz ister;

“Sayın valim camiden çıkanlar okul yapamaz ama okuldan çıkanlar camiler yapar.” Demesi üzerine  Sincan’da  Eğitim ve Öğretim hareketi hızlanır.

O tarihte mevcut öğretmenlere ilaveten bugün ki Kazan ilçesi Bayram köyünde görev yapan Romanya göçmenlerinden Sait KAYA Sincan’a gelerek uzun süre Başöğretmen olarak görev yapmanın yanı sıra imam gibi dini hoca olarak da Sincan halkına hizmet etmiştir.

Çeşmeler;

Sincan’ın nüfusu çoğaldıkça su ihtiyacı da çoğalınca yine imece usulü çalışılarak muhtelif yelere çeşmeler ve tulumbalar yapmışlardır. Yapılan bu çeşmelerden en önemlileri şunlardır: Atatürk Mahallesinde  bugün ki Kız Meslek Lisesi’nin olduğu yerde “ KOCA ÇEŞME” diye adlandırılan çeşme  idi. Yine aynı mahallede  bugün ki Lale Caddesi ile Kader sokağın kesiştiği yerde  “GAFURUN ÇEŞMESİ”  diğer çeşme ise  Güven sokak ortasında  Deli Recep ‘in Çeşmesi vardı.

Tandoğan Mahallesinde ise mevcut Zeki Uğur Caddesi üzerinde mevcut Sincan  Belediyesinin  olduğu yerde  “ILICA ÇEŞMESİ” vardı. Burada Sincan halkı  çamaşır yıkıyordu. Diğer bir çeşmede bugün ki Kaymakamlık konutunun bulunduğu yerde YUSUF SAYAR’ın  çeşmesi diye adlandırılan çeşme vardı. Bunların dışında İSTASYON ÇEŞMESi veya ÇARŞI ÇEŞMESİ olarak adlandırılan suyu da ana kadın deresinden getirilen  çeşme vardı. ( Bugün ki istasyon girişindeki gazete büfesinin olduğu yerde)

Mahalleler;

O tarihlerde mahalle sayısı iki idi. Bunlardan biri Özgüneş Mahallesi (Bugün ki Atatürk Mahallesi) diğeri de  Tandoğan Mahallesi.

Atatürk evlerinin yapılışı;

1934 yılında yapımına başlanan evler taştan olup, bir hol iki odadan ibarettir. Odaların birisi çok küçük ,büyük olan ada da tahta ile döşenmiş yaşam odası idi.  Yapılan evlerin  samanlık ve ahırları yoktu. Zaman içinde bu müştemilat iskan edilenler tarafından yapılmıştır. Yapılan bu evlere   1938 yılı 18 Kasım Perşembe günü saat 18.00 de kara vagonlarla Romanya’nın Köseapti köyünden Sincan gelen göçmenlere kura çekilerek verilmiştir. Bu evlerin bulunduğu yer resmi olarak Atatürk Mahallesi dense de halk arasına Muhacir mahallesi olarak bilinmektedir.

Tandoğan Mahallesine yapılan A tipi evler;

1940 yılarının sonuna doğru Sincan da oturan yerli halk bir heyet oluşturarak dönemin Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü’yü  ziyaret ederek kendilerine ev yapılmasını talep etmişler.  Bu talep anında  o tarihte Ankara Belediye Başkanı ve Valisi olan Nevzat TADOĞAN’a iletilmiş ve kısa sürede  50 adet A tipi ev yapılmış. Yapılan bu evlerin 38 adedi  Tandoğan da oturan yerli halka dağıtılmış 2 tanesi yeni gelen göçmenlere verilmiş. 5 tanesi de göçer olarak yaşayan vatandaşlara verilmiş. Geriye kalanlardan  bir tanesi köy odası olarak kullanılmış.Bir tanesi Karakol, bir tanesi de sağlık ocağı olarak kullanılmıştır. Sincan halkı da Valinin hizmetinden dolayı mahalleye  Tandoğan  adı verilmiştir.

Çamlıkların oluşturulması;

Sincan da muhtarlık görevini yürüten Recep ÇAPKUR’a her eve verilmek üzere 5 er adet meyve fidanı  her iki mahalleye de dikilmek ve bakımı yapılmak üzere Onar adet çam fidanı Vali Nevzat TANDOĞAN tarafından teslim edilmiş. Verilen çamların bir kısmı Vatan Caddesinin sağ tarafında bulun Sincan Kız Meslek Lisesi ile Andiçen Camii arasına, Tandoğan Mahallesinde ki ise mevcut belediyenin hizmet binasının sol tarafına yapılmış uzun yıllar halk tarafından imece usulü bakımı ve korunması, daha sonraları da köy bekçileri tarafından  yapılmıştır. Her iki çamlık bugün  Belediye tarafında yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Sincan’ın Bağları;

Çamlıkların yapıldığı tarihlerde devlet yerli ve göçmenlere  Nato benzinliğinin altından başlayıp Çimşit yolunun sol tarafında kalan kısımda ikişer dönüm bağ yeri ve 100 er adette bağ çubuğu vermiştir. Bu bağların çoğu 70 li yılların ortalarına kadar mevcuttu. (şimdi o yerlerde beşer katlı binalar bulunmakta.)

Lale;

1938 yılında Roman’yanın Köseapti kasabasından gelen göçmenler tarafından Sincan’a Lale soğanı Ahmet İLGİN’in hanımı Feride İLGİN tarafından getirilmiş ve getirilen lale soğanları çoğaltılarak komşulara dağıtılmış. Yıllarca  Sincan halkı lale çiçeğinden elde ettikleri gelirlerden aile bütçelerine katkıda bulunmuşlardır. Lale Sincan ile o kadar özdeşli ki Lale deyince Sincan, Sincan deyince Lale akla gelir durumuna geldi. Bu yüzdende 1972 yılına kadar Belediye tarafından adına festivaller, güzellik yarışmaları düzenlendi. Zamanla yapılaşma nedeniyle bahçeler yok oldu. Sonuç olarak;

Yukarıda anlatmaya çalıştığım Sincan ile özdeşleşmiş eserlerden çamlıklar hariç geriye bir şey kalmadı. Oysa zor şartlarda yokluk içerisinde yapılan Taş Mektep Milli Eğitim Müzesi olarak yaşatılabilirdi. Tandoğan Mahallesinde yapılan evlerden hiç olmasa bir tanesi Belediye tarafından kamulaştırılarak şehir müzesi olarak korunabilirdi. Çeşmelerimizden İstasyon Çeşmesi çok rahat korunabilecek yerde idi.

 

Keşke geriye miras olarak bir eseri bırakabilseydik.

 

Fevzi GÜLTUNA

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar

Comments are closed.