background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
396271

ŞÂH SÜLEYMÂN’DAN UTANDIRILAN MUHTEŞEM SÜLEYMÂN

avatar
avatar

Latest posts by Bekir Yalçınkaya (see all)

 

Yavuzlar Yavuz’u I. Selim’in oğlu Muhteşem Süleyman..

Yani, Ecdad topraklarını 14 milyon 983 bin km2’ye çıkaran ve ‘Halk içinde muteber bir nesne yok Devlet gibi’ diyerek kendine ait Devlet aşkını ortaya koyduğu gibi, icad ettikleri Dans illetini alenî fuhşiyat diyerek Fransız Kefereleri’ne yasaklattıran  Muhteşem Kanunî Süleyman..

Sanki dedeleri Selman Süleyman  Şâh’tan edeb ve usûl almamış gibi..

Sanki Selman Süleyman Şâh dedesinden O’na Saray’da Avrat düşkünlüğü, saltanatta pusat miskinliği miras kalmışcasına ve işi gücü yorgan altı yatakmışcasına Saray’ından çıkamıyor..

Kimileri de acaba bu Saray miskini Padişâh bu kadar toprağı mektub içi tehditli  fermanlarla mı kazandı diye şüphelere kapılıyorlar..

Halbuki işin aslı hiç de bu, bir türlü hazzedemeyeceğimiz (ismi lüzumlu değil) bir Ateist kadının bağnaz fikri ve kirli kaleminden çıkan senaryolu film gibi değil..

O Muhteşem Yüzyıl’da Miskin gösterilen Süleyman var ya O’, adalet sistemiyle İngilizlere tesir edecek kadar muazzam adil idareci, şerre hükmü kendinden sonra dâhi 100 yıla damgasını vuracak kadar tesirli, hayat nizamı Kur’an istikâmetinde ve Mü’min imanıyla dopdoludur.

O Süleyman’lar ki;  Öyle özel hayatları berbad mı berbad gibi, film güzeli diye orası burası kırpıla kırpıla Yüce Sultan yapılan ateist malı ehl-i keyfler hiç olmadılar.. Asla olmadılar..

Çünkü ceng de örnek aldıkları dedeleri bir Şâh Süleyman, nice Sultan, ilim ve edebde nice Âlim ve Ûlemaları vardı..

***     ***     ***

Şimdi.. Bize iki filmden, biri bu kirli ve tefrikalı, diğeriyse asil ve düzgün bir Şâh ile bir Padişah devrini mukayese düşer mi?.. Düşer elbette..

Öyleyse diyelimki; Birinci filmdeki Şâh Süleyman, Kayılar Aşiretinin Beyi idi.. O Süleyman Şâh ki; Üzerine İki Ok ve Bir Ok Bir Yay şekli işlenmiş, Kara (Kutlu) Renkli Bayrak taşıyan Cengâver Alpler’iyle dışındaki Tekfurlar’dan içindeki fitne-fesadlara kadar nice Bizanslı’ya da, Halep Emiri el-Aziz’e de gücü-kuvveti, hattâ telkini ve tavsiyeleri yeten bir Kahraman’dı..

Kayılar, O’nun nizamı, intizamı ve derin fikirleriyle gâza için kılıcı-palayı, yayı-oku hazırladığı gibi, hayatlarını insan gibi devam ettirebilmeleri için de hem keçe-kilim, heybe-torba gibi ticaret malları dokumayı, hem düşmanlarından korunabilmeleri için ok-yay, kılıç-kalkan yapmayı, hem de beslenmeleri için kendilerine has aş-ekmek hazırlamayı öğrendiler ve uyguladılar..

Onların Sarayı kıldan bir çadırdı ve içinde Turgut’ları mangurtlaştıran Tekfur imalli zehirler yoktu.. Bey’in çadırı da öyle.. İçeriye giren, çıkacağında sırtını dönerek değil aynen girdiği gibi; geri geri çıkmayı en büyük saygı ve edebten bilirdi.. Oda oda Kardinal yoktu, dehliz dehliz Kardinal-Kral arası hile ve desise getirip götüren Tapınak Şövalyeleri de yoktu..

Bey’in Otağ kapısında, Bey’e göğsüne vura vura sadâkat gösteren samimî Nevbet Alpler’i vardı..

O’ Beyin Toyu vardı, Toycu’ları vardı.. Kararlar Şâh kılıcıyla değil, halkın hoşnut kalacağı Kurultay İttifak Çoğunlukları’yla alınırdı..

Bu bir filmde bile olsa gerçeğin ta kendisidir ki, hiçbir Kayı erkeğinin Kayı’dan eşine veya yârine öyle ulu orta sarılamaz, dudak dudağa öpüşemezdi. Hatun’una orasını burasını açtırarak mahremiyetini âleme seyrettiremez, göğüs arası Kapı-Pencerelerle alenî üryanlığına zinhar izin veremezdi..

Obanın semalarında Ezan vakti Ezan işitilir, Namaz vakti Namazlar kılınırdı.  Bir haber hâsıl olduğunda Kösler-Tavıllar çalınır, kılıçlar çekilir, cenge hazırlık başlardı.. Çünkü Alpler aylardır güç kazanmaya bilenmişlerdir..

Kayılar’da; koyun kuzusuyla, insanlar çoluğu çocuğuyla iç içe yaşarlardı..

Kayıların otağlarındaki en şahane sesler, gün boyu bir yandan öbür yana; Ya Allahh..! narasını atan Alpler’le altlarındaki kişneye kişneye koşuya duran Atların sesleriydi..

Kısacası, asırlardır Türkmen’in izini taşıyan gelenekler hep şu hassas üç kelimede kilitliydiler; At, Avrat, Pusat..

Çünkü her üçü de Türkmenler’in Namusu’ydu ve korumaya memur idiler..

***     ***     ***

Ya Muhteşem Yüzyıl’ın, bir Ateist eliyle prangaya vurulmuş ikinci filmin başaktörü Muhteşem Süleyman ve O’nun Saray’ı nasıl yansıdı gözümüze ve özümüze..

Şöyle; Kanunî namlı Sultan I. Süleyman, Saray denilen sahneden menkûl uzun ve grift birkaç odada bir öteye, bir beriye gidip gele-gelip gide vakit geçiren miskin biridir.

Saray’ında, hâkim olamadığı kadınların tek maharetleri ise birbirlerinin kuyusunu kazmak, kazarken de önüne gelenin önüne geldiğine, ‘Sultan’ım!’ diye diye eğilip bükülmekten ibarettir.

Süleyman Şâh’ın Kayılı Hatunları’nın o muazzam şekil ve işleyişe tâbi ananevî elbiseler giymelerine karşı, bu Muhteşem Süleyman’ın Sultan’larında taçların kapatmaya yetmediği başlar açık, göğüsler fora..

Şah’ta bir fitne Kurdoğlu, Muhteşem’de baştan sona ne entrikacı Kurdoğlu Kurdoğlu’lar..

Yetmiyor.. Kanunî’nin bütün kanunları sanki Saray içi mekânlarda talim ve tahsis ediliyor..

Cenk edecek, toprak kazanacak erlerin Yurd içi ve dışı cenkleri; eh işte cinsinden figüranı üçü-beşi geçmeyen bir orduyla (!) ve âdeta hâtıra binaen birkaç kıytırık seferden ibaret..

Türk gibi AT’a bine bine, Türkmen gibi Pusat kuşana kuşana, İslâm Neferleri gibi Allah-ü Ekber naralarını ata ata Bizans’ın izini süren ve yurdundan defeden bir ‘Kardeşin Kardeşle Omuz Omuza Cenkleri’ yok..

Lâkin..

Bu kadar saçma bir filme anlı-şanlı tarihçilerimizden yeterince bir tepki de yok, kınama da.. Ne yazık ki yabancı TV kanallarına pazarlanan bu film Osmanlı Devleti adına bir hakarettir, TC adına da bir garabettir.. Bu film Tarihimizi ve bütün değerlerini aşağılayıcıdır, gerçekleri zifiri karanlıklara hapsedicidir. Kanunî Devri’nin Muhteşemliği’nin inkârıdır..

Diriliş ‘ERTUĞRUL’ ise, o muazzam karakteri içinde aslıyla Şâh’ın Padişâhı mat ettiği bir film olacaktır ve olmuştur da inşallah.. Benim gönlümde ve ruhumda baştan beri çok büyük bir hazla çoktandır yerini de almıştır..

Ateist’in ruhundan fışkıran Debdebe Muhteşemliği’nden ise hep hicâb duydum ve birkaç merak karesi dışında da hiç izlemeye lâyık bulmayıp izlemedim..

 

TEBRİK

Rabbimizin izniyle yeni bir Ramazan-ı Şerif Mevsimi’ne adım attık..

Bol dua ve bol niyaz ile günahlardan arınma, mağfirete mazhar olma ve Cennet kapılarına müracaat ederek dar-ül ukbayı kazanmanın, feyz ve bereketileri devşirmenin en müsaiti olan  bu zamanda kendini Mü’min saflarında Allah-ü Tealâ’ya bağlayanlara..

Nice Mübarak Cum’a’lara ve Ramazan-ı Şeriflere erişmeniz temennilerimle..

Gününüz ve mevsiminiz mübarek, sıhhatiniz daim olsun değerli okuyucularım..

 

BEKİR YALÇINKAYA

 

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar