background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
alıntı : http://www.imgesel.net/imgesel-tasarim-sinavda-cikabilcek-konular.html

Oysa Benim Yerime de Akbil Basmıştı

 

alıntı : http://www.imgesel.net/imgesel-tasarim-sinavda-cikabilcek-konular.html

Sorumluluğumun bilincindeydim. Annem ve benden sekiz yaş küçük kardeşim ile yaptığımız iki üç günlük seyahatlerimizde, sırtıma taktığım siyah renkli hafif çantamızı her zaman ben taşıyordum. Çanta taşımayı önemli bir görev olarak görüyor, büyümüş ve annemden de kardeşimden de daha güçlü olduğumu bu şekilde ispat etmiş oluyordum. Ya da ben ispat ettiğimi sanıyordum, bilmiyorum.

Anneannemde geçirdiğimiz hafta sonundan sonra evimize gitmek için hazırlandık. Benim görevim olan çantayı da annem hazırladı. Çantada kardeşimin kıyafetleri, benim ve annemin pijamaları vardı. Benim rahatlıkla taşıyabileceğim bir çanta. Anneannem ile vedalaştıktan sonra kapıda kardeşimin de ayakkabılarını ben giyindirdim. Oysa ayakkabı giyindirmeyi oldum olası hiç sevmiyordum. Kendi ayakkabılarımı bile giyinmekten hoşlanmıyordum.

Hazırlıklarımızı yapıp, vedalaştıktan sonra anneannemlerin evinin karşısında ki durağa geçtik. Yol tek şeritli ve dardı. Yolun bir tarafı İstanbul Boğaz’ı, diğer tarafı ise sıra sıra dizilmiş evler ve ağaçlarla kaplı tepelerdi. Evimize gitmek için önce Kadıköy’e gidecek, sonra da Kadıköy’den yeni hizmete açılan metroya binip Maltepe’de bulunan evimize ulaşacaktık. Annemin kucağında kardeşim ile otobüs durağının içinde oturuyor, ben ise ayakta sırtımda ki çanta ile Kadıköy otobüsünün gelmesini bekliyordum. Otobüsü beklerken de yoldan gelip geçen arabalara bakıyor, hoşuma giden arabaların bir gün benim olmasını hayal ediyordum. Ama bu uzun süre sonra gerçekleşebilecek bir hayaldi. Diğer bir hayalim daha vardı ve onun için Allah’a dua ediyordum, annemin benim için gelen otobüse akbil basması ve benim de cam kenarında oturarak İstanbul’un o güzel ve eşsiz Boğaz’ını, Boğaz’ın kenarında ki yalıları seyrede seyrede yolculuk yapmaktı.

Neyse ki bir süre bekledikten sonra İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin yeni almış olduğu otobüslerden bir tanesi geldi. Gelen otobüs sarı renkli, klimalı ve koltukları da oldukça yeni ve güzeldi. Otobüsün de içi hayal ettiğim gibi çok dolu değil, bizim de ayakta kalmayacağımız şekilde az insan doluydu. Annem önce  benim otobüse binmemi söyledi, arkamdan da kucağında kardeşim ile kendisi bindi. Annemi göz ucuyla kolluyordum, benim için de akbil basacak mı diye? Bir kaç saniye sonra ettiğim duanın kabul olduğunu gördüm ve annem benim için de akbil basmıştı. Çok belli etmesem de içimde acayip bir sevinç vardı. Hem güçlü ve büyümüş olduğum için çantaları ben taşıyor, hem de büyükler gibi benim de yerime akbil basılıyordu.

Yeni otobüslerin motoru otobüsün içinde en arkasındaydı. Önünde de ikisi öne doğru, ikisi de arka tarafa doğru dönük olan dört tane koltuk vardı. Motorun yan tarafında ise iki tane koltuk vardı. Annem de kucağında ki kardeşim ile motorun önünde ki öne doğru olan koltuklardan birine oturdu. Ben ise onlar oturduktan sonra, hayal ettiğim gibi otobüsten denize bakabileceğim motorun yanında ki koltuklardan cam kenarındaki koltuğa oturdum. Büyümüş ve bende artık diğer yetişkin insanlar gibi oturuyor olmanın verdiği büyük sevinç ile denizi seyrede seyrede yolculuk yapıyordum. İçimde ki sevinci ise kendime bile tarif edemiyordum.

Denizi seyredip hayaller kurduğum sırada, otobüs yine bir durakta yolcu almak için durdu. O durakta otobüse yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, esmer, simsiyah bir güneş gözlüğü takmış  kadın bindi. Otobüsün arkaya doğru dönük olan koltukları boş olmasına rağmen o koltuklara oturmadı ve direk olarak benim yanıma gelip kalkmamı, kendisinin o koltuğa oturacağını söyledi. Otobüste birkaç arkaya dönük koltuğun boş, ayrıca annemin benim yerime akbil basmış olmasına rağmen, neden kalkmam gerektiğini anlamamıştım. Oysa ki artık ben de büyümüş, diğer yetişkin insanlar gibi otobüste ki boş koltuklardan birine oturmuştum. Kadına oturduğum koltuğun benim yerim olduğunu, annemin benim için de akbil bastığını o yüzden onun boş koltuklardan birine oturmasını ve yerimden kalkmayacağımı söyledim. Kadın birden sinirlendi ve ”Seni terbiyesiz seni, seni nasıl biri yetiştirdi bilmiyorum ki? Hemen kalk oradan yoksa, suratına yapıştıracağım bir tane!” dedi. Annem de kardeşimle ilgilenirken kadının bana bağırdığını duydu ve kadına: ”Sen ne biçim konuşuyorsun, sana mı soracağım ben çocuk yetiştirmeyi, terbiyesiz kadın?” dedi. Tartışma büyümüş kadın anneme, annem de kadına ağza alınmayacak sözler söyleyerek birbirlerine hakaret etmeye başlamışlardı. Ben ise annemi destekliyor kadına oturduğum yerden yumruğumu sıkarak tehditler savuruyordum.

Tartışma büyüdükçe büyüyor, hakaretlerin dozu gittikçe artıyordu. Otobüste ki diğer yolcular da bu anlamsız tartışmadan epey bir rahatsız oluyorlardı. Kadın tartışmanın içinde gidip annemin karşısında ki arka tarafa dönük olan koltuğa oturdu ve annemle karşılıklı oturmaya başladı. Bu oturduğu koltuk tartışmayı daha da büyütüyor, hakaretlerin daha da artmasına neden oluyordu. En sonunda kadın anneme: ”Senin gibi bir kadının yetiştireceği çocuk böyle bir piç olur, sen kim çocuk yetiştirmek kim. Sizde medeniyet ne gezer, ‘medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar’!” dedi. Annem daha da hiddetlendi ve kadına cevabını verdi: ”İşte o tek dişli canavarlarda sizin gibiler!” dedi. Kadın çığlık atmaya başladı.”Şuna bakın be, az şuna bakın. Kim oluyor bu?” diyerek öfkesinden yerinde duramamaya başladı. Artık yolcular hepten rahatsız olmuşlardı ve ön koltuklarda oturan bir amca annemle kadının yanına gelerek onları susturmaya çalıştı. Ama yaşlı amcayı dinleyen kim? Onlar susmak yerine, daha da çok birbirlerine hakaret etmenin derdindeydi. Ama sonunda yaşlı amca annem ile kadını susturmayı başardı. Kadına yer değiştirmelerinin doğru olacağını söyledi. Ama kadın ilk önce yerinden memnun olduğunu, yerinden kalmayacağını söyledi. Yaşlı amca ısrar edince, kadın yaşlı amcaya ‘’tamam’’ dedi ve ön koltuklardan birine oturdu.

Tartışma bittikten sonra Kadıköy’e çok yaklaşmıştık. Kadın ise bir iki durak sonra otobüsten indi. Otobüsten iner inmez, otobüsün arka kapısına gelip anneme, ”Terbiyesiz kadın, cehenneme git” dedi. Annem de otobüsten inen kadına ”Oşt Köpek seni!” diye bağırdı. O sırada tartışma uzamadan otobüsün şoförü kapıyı hemen kapatıp, ilerledi.

Kadın inip, otobüs ilerledikten sonra tartışma sona ermişti ama ben çok üzülmüştüm. Kendimi suçluyordum, ben bu hayali kurmasam, duam kabul olmasa bu tartışma yaşanmayacaktı. Çünkü ayakta gidecektim ve kadın benim oturduğum yere oturacaktı. Kendimi suçluyordum. Demek ki tam büyümemiştim. Ama büyümemiş olsam annem bana çantayı taşıtmazdı ki! Oysa çantayı taşıyor, kardeşimin ayakkabılarını da giyindiriyordum. Diğer insanlar gibi ben de büyüktüm ve oturarak gidebilirdim. Öyleyse kadının da beni kaldırmaya da hiçbir hakkı yoktu, çünkü annem benim yerime de akbil basmıştı.

Melih Yıldız  / Güzelyalı / 23.09.2013 

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar