background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
mutluluk

Mutluluğun Felsefesi

avatar
avatar

Latest posts by Kelime Atölyesi (see all)

mutluluk

Elde ettiklerimizle yetinmeyip, her seferinde daha fazlasını elde etme isteği ile elde edemediklerimizin peşinde koşup yorulmaktan mutlu olamıyoruz.

İnsanın yaratılışı gereği, dünyada var olan her şeye ihtiyaç duyar. Var olan her şeyin yokluğunu benliğinde hisseder. İnsan hissedip ihtiyaç duyduğu şeyin peşine düşer. İnsan peşine düştüğü şeyi elde etmek ister.

Onun için peşine düştüğü her şey insanı girdap gibi içine çeker. Onu dünyaya bağlayıp, onu kendine esir eder.

Dünyaya bağlanıp esir olan insanın, bağlandığı şeyi elde edip esaretten kurtulması için daha fazla zaman ayırıp, daha çok dünyaya bağlanıp, çalışıp çabalaması gerekir ki, ihtiyaç duyduğu şeyleri elde edip esaretten kurtulup özgürleşebilsin. Ama ne çare, sürekli elde etmek istediği şeylerin sayısı artıkça artar. Değeri çoğaldıkça çoğalır.

Bir gün sayısı çoğalıp, değeri artan şeyleri yaşlanıp gücünü kaybedenlerin elde edemez hale geldikleri görülür. Ancak buna mukabil dünya dönmeye, insan yaşamaya devam ettiği sürece, insanın ihtiyaç duyduğu şeylerin sayıları da durmadan her geçen gün çoğalıp artar. Hiçbir şeyin başı sonu bir araya gelmez. Hayat bu şekilde devam ederken, bu artış adeta yukarıdan aşağı yuvarlanan kartopu gibi sürekli büyür. Sonun da durdurmak isteyip önüne gecen her insanı altına alıp ezip yok eder. Yok, ettiği ile kalmaz. Bu sefer de arkadan gelen yeni nesli sarıp sarmalayıp bu girdabın içine sokar.

Yoksa bu dünya hayatında bitip tükenmek bilmeyen istek ve arzuların başı sonu gelmez. İnsan ihtiyaçlarından kurtulamaz. İhtiyaçlarımız da eğrilip bükülen ip gibi uzadıkça uzar.

İp gibi uzayan ihtiyaçların giderilip, insanın daha rahat bir hayat yaşayabilmesi için, daha çok çalışıp kazanması gerekir. İnsanın kazanması için azim, azim için; gayret ve çaba gerekir.

Gayret edip çalışıp çabalayan insanda kazanma, kazanan insanda da kazandığını elde etme, elde ettikten sonra da sahiplenme duygusu oluşup gelişir. Olup gelişen sahiplenme duygusu büyüyüp gelişir. Büyüyüp gelişen bu duygu benliği körükleyip ateşe verir.

İşte bu arada yanan benlik, kendini unutup, yanan ateşi söndürmek için yuvarlanıp giden dünyanın peşine düşer. Onun sahibi olmak ister. Sahip olma duygusu insanda zaaf oluşturur. Her şeye zaafı olan insan her şeyin peşine düşer. Her şeyin peşine düşen insan, açgözlü olur. Aç gözlülük doyumsuzluktur. Doyumsuz insanın işi gücü bitmez. Onun için yuvarlanan dünyanın peşi sıra koşar durur.

Açgözlü ve doyumsuz insan, her şeye sahip olmak ister. Sahibi olduğu şeyleri de hep güzelleştirmek ister.

Bu dünyada sahiplenmenin ve güzelleştirmenin sınırı olmadığından insan yorulup toprağa düşünceye kadar insan bu yalan dünyanın peşi sıra koşar durur. Ancak durduğunda hayat elden gitmiş olur.

O zamana kadar bu yaratılış üzere yaratılan insanların hiç birisinin aklına, ölçülü ve dengeli yaşanılacak olan bir hayat şekli akla gelmez. Gelse de yaşanılacak olan bu hayatın gerçek mutluluk olduğu bilinmez. Bilinmeyeceği içinde sürekli yanıp tutuşularak arkası sıra koşulan bu dünyanın da gerçekten yalan olduğu hiç kimsenin aklına, fikrine gelmez.

Zaten akla gelip bilinse, hiç kimse bu yalan dünyanın arkasına koşup gitmezdi. Arkasına koşup gidilmeyen ne dünyanın ve yaşanılan hayatın hiçbir gerçekliği olmazdı. Dolayısıyla Allah’ın yaratıp var ettiği bu ilahi prensip de hiçbir zaman işlemezdi.

Hiç kimse hayat boyu mutlu olamaz. Mutluluğu yakaladığı an, insan mutlu olayı bilmeli. Mutluluğun ışıkta oluşup karanlıkta yok olduğunu bilmeyen her insan, her zaman mutlu olacağını sanır. Halbuki mutluluk; Koca bir yaz, yanıp tutuşan toprağın üzerine beklenmedik bir anda düşen birkaç iri damla ikindi yağmurunun bir an için toprağın ateşini düşürüp nefes alıp verişimizi kolaylaştırarak bizi serinleterek soluklandırdığı bir andır. Ya da toprağa düşen yağmurun, toprakta oluşturup etrafa saçtığı o mis toprak kokusundan alınan gelip geçici bir haz gibi, bir şeydir, mutluluk.

Mutluluğu arayan insan, aşırı arzu ve isteklerinden vaz geçip ölçülü bir hayat yaşamayı bilmelidir.
Yoksa insan, kendini unutup dünyanın sahibi olma ateşi içine düşerse, başı terk eden akıl, yüreği yangın yerine çevirip gönlü huzursuz eder. Huzursuz gönülde mutluluk elden uçar gider.

Onun için açgözlü insan, kendini ve dünyayı yer bitirir.

21.06.2014

Cahit Karaç

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar

Comments are closed.