background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
k_r_g_ze_parmakkare

Kör Gözünüze Girsin Emi!

Her mahalle kahvesinde siyaset ve ülkenin gidişatı konuşulur. Çözüm olmaz. Yalnız insanların kurtuluşu ve yeni arayışlar içerisine girmek için bazı önerilerim olacaktır.

1-BAŞARININ NASIL GELDİĞİ VE NEREDEN GELDİĞİ.

Öncelikle Ayşe Arman’ın yemeksepeti.com’un kurucusu ile yaptığı söyleşinin anahtar kelimesi ile başlamak istiyorum.

500 milyon dolar gibi rakama satılan sitenin kurucusu, çalışan 114 çalışanına 27 milyon dolar dağıtmış. Bu demek oluyor ki, yıllarca çalışarak biriktirilmesi gereken bir parayı çalışanlara veriyor. O çalışanları düşünüyorum da, ev ve araba sahibi olacaklar. Ne mutlu böyle patronların olması değil mi? Çalışanlar işine daha çok sahip çıkacaklar. Kesin olan budur. Ayrıca başarının tek başına gelmediğini bilen insanlara sonsuz teşekkürler.

2- KÖYDEKİLERLE ARAMIZDAKİ UÇURUM, KÖR GÖZÜMÜZE GİRSİN.

İsmini vermek istemediğim bir misafirimiz vardı hafta sonu. Bu yazıyı okuyabilme imkanı olmadığı için rahatlıkla konunun bilgilerini vereceğim. Bir tanıdığımın köylüsünün kızı DGS sınavına girmek için 500 km ötedeki Ankara’da sınava girmeye geldi. Kızın ailesi çiftçi.

Geçimlerinin çiftçilik yaparak sağlıyorlar. Aslında geçim dedikleri, kiraz ve nohut yetiştirerek paraya döndüremeden ihtiyaçlarının takas ediyorlarmış. Yani 1 kg nohut verip, yerine başka bir ihtiyaçlarını alıyorlarmış. Böyle olunca insan şu soruyu soruyor. Nereye kadar takas?

Çocuklara kıyafeti, eti, sütü, yumurtayı kim alacak? Ya da otobüs parasını kim verecek? 1 çuval nohut mu?

Çocuklarını okutmak için bin bir türlü derdin içerisine giren bu nadide çiftçiler, çocuklarını okutmak köy yerlerinden uzaklaştırmak için zararına da olsa ayakta kalmaya çalışarak didiniyorlar.

Genç kardeşimiz DGS sınavı için memleketlisi olan birinin yanına gelince şunları görüyor.” Evleri çok güzel, yemekleri çok güzel, yaşadıkları yer çok güzel…”

Halbuki imkansızlıklar içerisinden geldiği için bunları söylüyor. Halbuki etrafımızdakiler şöyle söylüyorlar; “bu ev iğrenç daha lüks ev istiyorum, deniz görsün göl görsün istiyorum, 4 odalı olsun istiyorum, sıfır araba istiyorum, çocuğumu özel okutmak istiyorum…” vs. gibi sözcükleri iğrenççe tüketiyoruz.

Lakin kendimizin altına bakmıyoruz. Paylaşımsız yaşam sürmüyoruz. Hep bir lüks ve tüketim peşindeyiz. O zaman toplumdaki uçurumların önüne geçemiyoruz. Uçurum arttıkça suç oranları artacak, uçurum arttıkça bencillik ve merhamet azalacak.

Sorun buysa çözüm nedir?

Çiftçinin emeğinin karşılığını alabilir konuma gelmesin ilk çözümdür. Eğer bunu çözemiyorsak ülke olarak, yardımlaşmanın ve paylaşımın önünü açmak gerekir. Yani ahlaki ve ideolojik olarak bakarsak, sosyalistler paylaşım yapmayı bilsinler, İslami ahlakı benimseyenler komşusu tokken aç yatanları görsünler.

Yaşanabilir bir toplum için köylerdeki çocuklarımıza gelecek sağlayalım. Şehirde nasıl olsa hayat devam ediyor.

3-YENİ ÇIKAN KİTAPLAR ve AKRABALARI, DOSTLARI ZARFLAYARAK TEST ETME.

Malumunuz babam yazardır. “KIRIK MERDİVEN- YAŞANMIŞ ÖYKÜLER” kitabının yazarıdır. Bendeniz ise “SÜREYYA PLAJINDA İLK MEKTUP”, “ORTANCAMIZ BABAM”, “BOZCANKARA” romanlarının yazarıyım.

Allah’a bin şükür, kimseye minnet etmeden kitaplarımızı piyasaya sürebiliyoruz. Ülkede siyasi ve rant çevrelerin içinde yer almazsanız kitaplarınız basılmaz. Yani gazeteler magazin değeriniz yoksa, kitabınızı tanıtmaz bile. Bu dertlerle bizde uğraşıyoruz.

Ama niye bu dertler bizi buluyor?

Çünkü biz siyasi olarak bir yere ait değiliz, bir derneğe üye değiliz, bir örgütte aktif değiliz, bir fikre kör gözle savunuculuk yapanlardan değiliz.

Biz Anadolu’da dik duran ve yaptığını insanlara faydalı olmak için ulaştıran insanlarız. O yüzden yılmadan bu yolu devam ettireceğiz.

Peki bunu nasıl başaracağız? Ya da başarı nasıl geliyor?

Öncelikle dost ve akraba çevresinde bir konuma oturtulmanız ile başlıyor. Yani çevrenizdekiler sizi kendinden bilerek, uzayan kol bizden olsun derlerse siz büyüyorsunuz. Hem de ne güzel bir yöntem ile.. Akrabaların ve dostların sizi tanıtması ve tavsiye etmesiyle.

Kitaplarımız Ramazan bayramı öncesinde çıkmıştı. Bayramda kitaplarımızı sevdiklerimize ve akrabalarımıza hediye ettik. Daha doğru bence etmek zorunda kaldık. Hem her şeye rağmen..

Çünkü dostların ve akrabaların normalde kitabı alıp gelmesi gerekirdi. Çünkü hediye ettiğimiz adamlar akraba dahi olsa, bir kenara bırakıp okumayacaklar. Değer bile vermeyecekler. Halbuki “başlangıcı unutmasalar” bu noktaya gelmezdik.. Yani düğün ve cenazede bedenen bulunmak, dostluğun ve akrabalığın yerine getirtildiğini sanmak anlamına gelebilir.

KÖR GÖZE ÇOMAK SOKMAK!…

Ben “Ortancamız Babam” kitabında, çocukluğumda tamamen gerçekleri anlatan bir roman yazdım. Yalnız bakın yorum yapmadım. Gerçekleri yazdım.

Gerçekleri yazan bir roman yazmamın tek sebebi, sosyolojik deney yapmaktı. Sosyolojik deneyin tek hedefi çevremizdi. Çünkü akrabalar ve dostlar kendisini yazdığımı görebilecek mi? Tek deneysel hedef budur. Doğal olarak bir dahaki kitaplarımda, artık çevremi değiştirecek ve silerek gidecektim.

Yani kör göze çomak soktum. Umurumda değildi ne olacağı. Çünkü ben topala topal derim, köre kör derim. Kör olana kör dersen, canı yanar. Ama en azından kör de olsa, görmesini sağlamak gerekirdi.

Ama tenezzül edip okuyanlar ne yaptı?

“Adama bak bizleri kötü göstermiş!” falan diyenler oldu. Yani sosyolojik deneyimiz sonucu adam tavsiye etmek yerine akrabasını kötülemeyi tercih etti. Şimdi beni kötüleyen adam, kitaba göre kötü olmaktan farklı bir davranış sergilemedi.

Ha bir de yıllar sonra akraba olduğumuzu, dost olduğumuzu hatırlayanlar oldu.

UNUTMA EY DOST… Kişi kendi gibi zanneder herkesi..

4- BİREYSELLİK VE  YAŞAM KOÇLUĞU

Dünyanın en zengin 100 adamı illegal bir iş yapmak isterse, o iş legal olurmuş derler. Doğru…

Ama bunun bizimle ne alakası var?

Öncelikle aile temelleri atıldıkta sonra, herkes birbirinden mesul olur. Mesuliyet kabul etmeyen aileler, dağılarak ve parçalarını bırakarak devam ediyorlar. Ortalıkta dağılmış ailelerin olduğunu görürseniz, ciddi bir sıkıntı vardır. Çünkü kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlardan korkun. Ailesi olmayan insanların kaybedecekleri hiçbir şey kalmamıştır.

Ama siz üzerinize düşeni yaptınız. Ailenize sahip çıktınız. Ailenizde dağılmak için tüm sınırları zorladı. O zaman bir kere daha üzerinize düşeni yapın ve toplayın. Baktınız hala olmuyor, bireysel devam edin.

Çünkü gerçekten bazen kangren kolu kesmeniz gerekir. Size zarar veren kişi en yakınınız ise, kesin atın. Ya da ilişkinizi en minimum seviyeye indirin.

Bir de yaşam koçlarına takılmayın. Eğer illa birilerini dinlemek istiyorsanız, sağlam pedagoglar bulun. Pedagoglar geleceğimize ciddi şekil verebilirler.

 

Sencer GÜLTUNA

@sencergultuna

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar