background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
mostar

Köprü

avatar
avatar

Latest posts by Fevzi Gültuna (see all)

Dik yamaçların eteklerinde kurulmuş olan köyün arazisini Karasu ırmağı tam ortadan ikiye bölüyordu. Yerleşim alanının olduğu tarafta ekilebilir araziler ile bağ ve bahçeler kalıyor, karşı tarafında ise köyün otlağı ve ağırlığını meşe ve çam ağaçlarının oluşturduğu ormanlık alan kalıyordu. Köylünün gelir kaynaklarının başında küçükbaş hayvancılı geliyordu. Küçükbaş dediğimiz koyun ve kuzuların eti, sütü, yünü ve gübresi hep para idi. Ekilebilir arazilerden elde edilen ürünler ancak karınlarını doyurabilecek kadardı. Bu nedenle ağırlık hayvancılığa verilmişti. Bu köyde hayvan sürüsüne sahip olmak gurbette olmak demekti. Çünkü hayvanların barınakları hep karşı tarafta kalıyordu. Haliyle de insanların çoğu karşı tarafta yaşamak zorunda idi. Adeta köylünün sahip olduğu evin bir odası karşı tafta idi.

Köyde kalan odalar da anne ve çocuklar, karşı tarafta kalan odada ise babalar ve ailenin diğer büyükleri kalmakta idi. Yaz mevsiminde köyün içinde veya karşı tarafında olmak pek sorun olmuyordu. Çünkü Karasu ırmağı bir anne şev katında davranıyordu. Çok sıcak günlerde serinleterek yaşama sevinci veriyordu. Ya ikram ettiği yayın balığına ,sazan balığına ne demeli. Hele akşam çayını içerken kurbağaların oluşturduğu koro şeklinde vır aklamaları hayta başka bir anlam katıyor.

Ancak Karasu ırmağı kış ve ilkbahar aylarında dağlarda ki karların erimesiyle çoştukca çoşuyordu. Karşıdan karşıya geçmek mümkün değildi. Köye en yakın mesafedeki köprü yaklaşık yirmi beş kilometre mesafede idi. Her gün bu köprüyü dolanıp orada kalanlara yiyecek içecek getirip götürmek zor olduğundan karasu ırmağının üzerine çelik telden köprü yapmışlar bu tele bağlanan makara sayesinde sadece günlük yiyecek içeçek karşılıklı ulaştırılıyordu.

Yine karasu ırmağının en çoşkulu aktığı önüne ne çıkarsa alıp götürdüğü günlerdi. Sadece kendi köyünün değil civar köylerin içinde de en delikanlısı, en cesuru, güreşte ve yüzmede ondan daha iyisi yoktu. Gözü kara, gözünü budaktan esirgemeyen Kara Cemal köye gitmek için köprüyü dolanmak yerine sadece yiyecek geçirmek üzere kurulan tel halata bir ip bağlayarak karşıdan karşıya geçmeye karar verir. Orada bulunanlar bu işin çok tehlikeli hatta imkansız olduğunu söyleseler de laf anlatamazlar. Kara Cemal sağlam bir sicim bulur bir ucunu beline bir ucunu da tele bağlar yüzerek karşıya geçmeye kalkışır.

Ancak ırmağın tam ortasına varınca beline bağladığı sicim taşa dolanır Kara Cemal orada boğup ölür. Ölüsü köye gelen dalgıçlar sayesine kayanın dibinde n çıkarılır. Kara Cemal’ in bu inadı yüzünde geride bir dul bayan ve iki tane çocuk kaldı. Kara Cemal’in oğlu köyde babasının elinden tutan çocukları gördükçe , babasını –sarılıp öpen koklayan çocukları gördükçe ; Anneciğim babam da Köprüyü dolansaydı şimdiye oda gelirdi dedikçe annesi gözyaşlarını silmeye çalışıyordu.

 

FEVZİ GÜLTUNA

ANKARA // MART 2015

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar