background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
2219891640_5a2f67b334_1252261634

Kızılderili Reisi Seatle’in ABD Başkanı Franclin Pierca’ya Yazdığı Mektup

avatar
avatar

Latest posts by Bekir Yalçınkaya (see all)

Yıl; 1953..

Malûm ülke; ABD..

Hakkında malûmat edineceğimiz kişi; dönemin ABD Başkanı Franclin Pierca.

Davranış; Bir haber göndererek Kızılderili Reisi Seatle’den, üzerinde yaşadıkları toprakları kendilerine satmalarına cebr..

Toprak; Pierca’nın gözünde vatandan sayılmayan bir çapsız, hesabsız arazi gibi..

Niyet; Mutlaka o topraklara sahib olma..

Bu cesaret nereden; Ellerindeki topraklarda buffaloları, dere boyu çayları, yemyeşil çimenli kırları, havanın taze kokusu, ormanların koynundaki sis, vızıldayan her böcek..

Yani; Aristo’nun dediği gibi, boşluktan nefret eden tabiatın kucağına alarak hem boşluk doldurduğu, hem de Dünya’yı güzelliklere boğduğu yerlerde, devlet olamamış ve Süper Güç kazanamamış bir otağ-oba zümresinin zayıflığından..

ABD’nin, Kızılderili’lerin ellerindeki toprakları satın almaya çalıştığı devirlerde, Doğu’da, Dünya’ya adalet dağıtmış bir Osmanlı var. Endülüs felâketinden Yahudi halklarını dahi kurtaracak kadar adil, Fitne ile Anadolu’daki kardeş Türk devletlerinin başlarını birbirine tokuşturmayı adet edinen Bizans’ı yıkacak kadar güçlü bir Osmanlı..

Ve bu Kızılderili milleti Türk’ler ile DNA hesabından aynı ırkın işaretini veriyor..

Yani; asil, gururlu, karakterli ve düzgün bir insanlık..

Fakat, karşılarında, kendilerinden vatan toprağı isteyenler, ne Osmanlı kadar adil, ne de Kızılderililer kadar toprağa kıymet biçebilecek yapıda..

..Ve Osmanlı’da bu yıllarda da, 1492’de Endülüs’teki zulümden Müslümanları ve Yahudiler’i kurtaran II. Bayezidî Veli gibi güçlü bir hüküm sahibi yok..

Franclin o toprakları almaya, Seatle satmaya mecbur bir hâl var ortada..

Nasıl olsa bu toprakları cebren de olsa satacağına göre, Seatle’ye tarih önünde bütün dünyaya bir mesaj bırakmak düşüyor.

Ve O’ da eline kalemi alıyor ve mükemmel bir mektub yazıyor..

İşte; Dünya’nın yıl yıl daha kötüye gittiği 1853’lü yıllarda Seatle ile Franclin arasında gelişen hâdiseyi, esasen net bir kaynak olarak bize sahih okutan bir nüshaya ihtiyaç duyulmakta..

Neden? Çünkü görebildiğim kadarıyla bu konu ile ilgili Seatle’ye ait olduğu gerekçesiyle kaynaklara alınan mektublar ne birbirlerini tutuyor, ne de Seate’nin sarfedeceği tabii sözler itibariyle kendisine has bir üslûb arzediyor..

Biz, bu hususu kendimize bir gerekçe addettik ve elimizdeki mektub nüshasını arşivimizden çıkardık ve sayfamıza aldık..

İşte o mektub;

“Washington’daki büyük başkan topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir haber yollamış. Dostluktan söz etmiş büyük başkan… Ama biz sizin, bizim dostluğumuza ihtiyacınız olmadığını biliriz. Biz onun istediğini düşüneceğiz, zira eğer satmaya razı olmazsak, belki o zaman da beyaz adam tüfeğiyle gelecek ve bizim topraklarımızı zorla alacaktır.

Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz?

Ya da satabilirsiniz? Ya toprakların sıcaklığını?.. Havanın taze kokusuna, suyun pırıltısına sahip olmayan biri, onu nasıl satabilir?

Kutsaldır bu topraklar benim ve milletim için…

Yağmur sonrası ışıldayan her çam yaprağı, denizi kucaklayan kumsallar, karanlık ormanların koynundaki sis, vızıldayan her böcek.. Bu dünyanın her bir parçası, Milletim için kutsaldır. Ve bilin ki: Kızılderili adamın anıları ağaçların özsuyunda saklıdır.

Beyazların ölüleri, yıldızların altından geçmek için uzaklara giderken, doğdukları toprakları unuturlar. Fakat bizim ölülerimiz bu büyülü dünyayı hiçbir zaman unutmazlar. Çünkü toprak bizim anamızdır. Biz bu toprakların bir parçasıyız. Onlar da bizden bir parçadırlar. O güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir. Geyik, at ve büyük kartal da erkek kardeşlerimiz… Yüksek kayalıklar, yeşil çayırlar, ılık sıcak vücutlarıyla taylar ve insanlar, hepsi bizim ailemizdir.

Washington’daki büyük başkan bizden topraklarımızı istediği zaman, bütün bunları da istiyor. O bizden çok şey istiyor. Büyük başkan bize bir yer vereceğini ve bizim orada rahatça yaşayabileceğimizi haber veriyor.

O bizim babamız ve bizde onun çocukları olacakmışız! Büyük ruh milletimizi sever. Fakat Kızılderili çocuklarını terk etti. Şimdi size makineler yolluyor, sizin için büyük köyler yapacak. Ve beklenmedik yağmurlar sonrası ırmaklar nasıl yataklarından taşarlarsa, siz de çok geçmeden bu toprakları dolduracak, her tarafa taşacaksınız.

 

Bizler yetim kaldık. Bilesiniz ki; derelerin ve ırmakların içinden gerçekten parıldayan sular, yalnızca su değildir. Atalarımızın kanlarıdır onlar. Size bu toprakları sattığımızı zaman bilesiniz ki onlar kutsaldır. Sizin çocuklarınız da öğrenmelidir onların kutsal olduklarını, Ve.. göllerin berrak sularında oynaşan her yansının, benim milletime ait masalları, hikâyeleri anlatmakta olduklarını.. Benim atalarımın sesleridir sularda şakırdayan sesler. Bunları hatırınızda tutun ve çocuklarınıza öğretin. Esirgemeyin iyiliğinizi ırmaklardan ve diğer kardeşlerimizden.

Babalarının mezarını geride bırakır beyaz adam, onu elde ettikten sonra ilerilere gider. Toprak onun kardeşi değil, düşmanıdır. Babalarının mezarlarını ve çocuklarının doğum hakkını çabucak unutur.

Annesi olan toprak ve kardeşi olan gökyüzü, satılacak, talân edilecek şeylerdir onun için. Ya da koyunlar, parıldayan inciler gibi satın alınacak.

O toprağı çocuklarından çalar ve gene ilgilenmez. Açlığın dünyayı sarsacak beyaz adam ve ardında çölden başka bir şey kalmayacak! Beyazların şehirlerinde sessizlik yoktur. Oralarda ilkbahar yapraklarının sesini, uçuşan böceklerin vızıltılarını işitemezsiniz. Gürültü, patırtı kulaklarımızda uğuldar. Kuşların ötüşünü, su başında kurbağaların bağırışlarını işitemezsen bu dünyada ne kalır ki?

Kızılderili adam vahşidir, sizin şehirlerinizi anlamaz. O, bir gölün üstünden geçen rüzgârın mülayim gürültüsünü sever.

Öğleyin yağan yağmurun temizliği, taze çam ağaçlarının ağırlaştırdığı rüzgâr kokusundan hoşlanır. Kızıl adam için hava kıymetlidir; çünkü hayvan, ağaç ve insan hepsi aynı solunumdan pay alır. Beyaz adam teneffüs ettiği havanın farkında değilmiş sanki, birkaç gün önce ölen bir insanın kötü kokuları duymayışı gibi..

Eğer topraklarımızı size satarsak, onu mübarek bir şey olarak değerlendirmeli, çayır ve çiçeklerinin üzerinden geçen rüzgârın onun kokusuyla nasıl tatlı koktuğunu duymalısınız.

Topraklarımızı satma konusunda daha düşüneceğiz. Eğer buna karar verirsek bir şartımız olacak: Beyaz adam topraklarımızdaki hayvanlara kardeşleri gibi muamele etmelidir. Ben bir vahşiyim ve başka türlüsünü anlayamam.

Demir at (lokomotif), öldürüp çürümeye bıraktığınız binlerce buffalo’dan nasıl daha kıymetli olabilir? Hayvanlar insanları bıraksa, insanlar ruhlarının yalnızlığından ölmez mi?

Hayvanların başına gelen insanların da başına gelecektir. Toprağın başına gelen oğullarının başına da gelecektir. Toprak bizim anamızdır. İnsanlar toprağa tükürürlerse kendi yüzlerine tükürmüş olurlar. Toprak insana değil, insan toprağa aittir. İnsan hayat dokusunun içindeki bir liftir sadece.

Beyaz adam neyi satın almak istiyor?

Gökyüzü ve topraklarının sıcaklığını mı?

Koşan antilopların çabukluğunu mu?

Biz size bunları nasıl satabiliriz?

Ve siz nasıl satın alabilirsiniz?

Bir kâğıt parçasını imzalayıp verdiğimiz için her şeyi yapabileceğini mi zanneder beyaz adam?

Havanın taze kokusuna, suyun parıltısına sahib değilsek, bunu nasıl satabiliriz size?

Son buffalo da öldüğünde onları yeniden geriye satın alabilir misiniz?

Beyaz adam geçici bir iktidardadır ve o kendisini bütün dünyanın kendisine ait olduğu, Tanrı sanmaktadır.

Bir insan annesine sahib olabilir mi?

Günlerimizin kalan kısmını nerede geçireceğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarını gururları kırılmış ve yenilmiş gördüler.

Savaşçılarımız utandırıldılar.

Yenilgiden sonra günlerini miskince geçirdiler, vücutlarını tatlı yemekler ve kuvvetli içkilerle zehirlediler.

Birkaç kış ömrümüzün kaldığı bu topraklarda yakında matemimizi tutacak bir tek kişi bile kalmayacak ama niye ağlayayım?

İnsanlar denizdeki dalgalar gibi gelip geçerlerse..

Biz gidiyoruz, ama beyaz adamın da bir gün keşfedeceği şeyi şimdiden biliyoruz.

Bizim Tanrı’mız da aynı Tanrı’dır.

Sizler belki bizim topraklarımıza sahib olduğunuzu düşündüğünüz gibi, O’na da sahib olacağınızı düşünüyorsunuz fakat, buna muktedir olamayacaksınız.

O insanların Tanrı’sıdır, Kızılderili’lerin de, beyazların da..

Bu topraklar O’nun için kıymetlidir…

Onları yaralamak, onların Yaratıcı’sını hor görmek demektir.

Beyazlar da bir gün bu topraklardan, bu dünyadan gidecektir.

Belki de bütün ırklardan daha çabuk..

Yataklarımızı zehirlemeye devam edin!

Ve bir gece kendi çöplerinizin içinde boğulacaksınız!.

Bütün buffalo’lar öldürüldükten, yaban atları ehlileştirildikten, ormanların en gizli köşeleri binlerce insanın ağır kokusu ile dolduktan, sevimli tepelerin görüntüsü konuşa tellerle kirletildikten sonra..

Bir bakacaksınız ki.. Gökteki kartallar yok olmuş..

Hızlı koşan taya ve ava elveda demişsiniz.

Bu ne demektir biliyor musunuz?

Bu, yaşamın sonu ve sırf daha fazla hayatta kalmanın başlangıcıdır!

Biz her şeyden önce her insanın istediği gibi yaşama hakkını tanır ve sayarız.

Eğer teklifinizi kabul edersek bu sadece yeni toprakları güven altına almak için olacaktır.

Belki orada kısa günlerimizi kendi alıştığımız şekilde geçirebileceğiz.

Son Kızılderili bu dünyadan gittiği ve onun hatırası, yalnız bir bulutun sonsuz çayırların üzerindeki gölgesi olarak kaldığı zaman, babalarının ruhu bu kıyılarda ve ormanlarda yaşamaya devam edecektir.

Çünkü onlar bu toprakları seviyorlardı, yeni doğan bir çocuğun annesinin kalbinin atışını sevdiği gibi…

Size bu toprakları sattığımız zaman siz de onları bizim sevdiğimiz gibi seviniz. Onlarla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgileniniz.

Onları bugün bulduğumuz gibi hatırlayınız.

Ve bütün kuvvetinizle, ruhunuzla ve kalbinizle onları çocuklarınız için koruyunuz.

Ve Tanrı’nın hepimizi sevdiği gibi siz de onları seviniz..”

 

BEKİR YALÇINKAYA

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar