background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam

İki Kişinin Sessizliği

avatar
avatar

Latest posts by Ahu Osma (see all)

sessizlik

Derinleşmiş gözaltı çukurları ona yaşının değil gözyaşının verdiği bir şeydi. Gençti, henüz ortalama insan ömrünün üçte biri kadar yaşamıştı. İş yerinden kaçar gibi çıktı. Geceden kalma hayal kırıklıkları onu tarifsiz bir baş ağrısı ile yokluyor, gününü yaşanmaz hale getiriyordu. Yaklaşık otuz dakika süren trafik sanki saatlerini almış gibiydi. Evinin kapısına geldiğinde içindeki ağlama hissini bastırmaya çalışmadı. Kapının solunda bulunan aynaya döndü, bakamadı. Genç bir kadının başına gelebilecek en güzel hissin, “aşkın” onu böyle aynalara küstürecek kadar çirkinleştirmesine anlam veremiyordu. Sırtını yasladığı adamın gün geçtikçe başkalaşması onu güçsüzleştiriyordu. Kadın olmanın en tuhaf yanı, ömrünü bir erkeğin sağlam gölgesinde geçirme hissi olmalıydı. Oysa ona göre çoğu erkeğin güç kaynağı da kadınlardı. Bütün bunları düşünebildiğine şaşırdı. Daha fazla taşımaya gücünün kalmadığı bedenini koltuğa bıraktı. Öylece bir noktaya bakmaya başladı. Kendine geldiğinde orada kaç saat geçirdiğini bilmiyordu fakat gözlerini dikip baktığı noktada ömrünün en acı hatırası film gibi tekrar tekrar oynuyordu sanki. Katlanamayacağı bu durumdan sıyrılıp kendini sokağa atmak istedi. Kahverengi uzun saçlarının arasından geçen rüzgarın uğultusunu dinleyerek yürüdü genç kadın. Henüz kendini yeni belli eden yaz sıcağının yüzüne değdiğini hissediyordu. Hissetmediği bir şey vardı ki, o da o andan sonrası…

“Kendinden korkmak” yaşadığı durumu özetliyordu. Koca şehirde yapayalnız olduğunu düşündü. Daha öncede bedenini yoklayan sinir ataklarının geldiği belliydi. Doktorunu aradı fakat vakti olmadığından kendini bir sokak aşağıdaki hastaneye attı. Beynini uyuşturacak, kendini dahi unutturacak bir ilaca ihtiyaç duyuyordu. Katılaşmış vücudunu hastane odasında bir yatağa bıraktı. Hayatındaki en iyi arkadaşının telefonunu ısrarla çaldırdığını gördü. Onu aynı adam için defalarca uyaran kişiye şimdi yine güçsüzlüğünü gösteremezdi. Sesini toplamaya çalıştı, telefona cevap verdi. Telefondaki ses onu çok iyi tanıyordu, üstelik durumun ne olduğunu anlayabilecek kadarda zekiydi. Kısaca olanları konuştular. Birden telefon kapandı. Genç kadın  konuşmaktan hep zevk aldığı arkadaşının kapanan telefonuna o an için sevindi. Tekrar uzanıp hemşirenin yaptığı iğnenin bedenindeki etkisini dinlemeye başladı. Göz kapakları yorgunluktan kapanmak üzereyken karşısında daha önce bir kaç kez gördüğü selam verip geçtiği tanıdık simayı fark etti. Bu adamın onu o halde görmüş olması son isteyeceği şeydi. Güçsüzlüğünü, bir aşkın onu ne hale getirdiğini saklamaya çalışmak son zamanlarda en çok yaptığı şeydi. Olduğu yerde toparlandı, dik durmaya çalıştı, genç adama doğru baktı. Adamın endişeli bakışlarına takıldı gözleri, bir yabancı böylesi içtenlikle kendisi için endişelenemezdi. Karşısında duran bu panik içindeki adam yardım için geldiğini söylerken kadının solgun yüzü utancından kızarmıştı. Kendini toparladı, beraber sokağa çıktılar. Ne anlatacağını bilmeden yürüdü genç kadın. Akşam olmak üzereydi, taze çim kokusu ciğerlerine doluyordu. Yanında yürüyen bu adam kimdi, nereye gidiyordu, ısrarla kadının hava alması gerektiğini, toparlanmadan bırakmayacağını yineliyordu genç adam. Birlikte bir pastanenin en sessiz köşesine hiç konuşmamak üzere oturdular.

İnsanı sıkan bir kasvet vardı havada. Ölmedin kızım yaşıyorsun ve yedi kat yabancı bir adam seni teselli edecek birazdan diye içinden söylendi kadın. Adamın kendine has hoş gülüşüne takıldı gözleri, güven veren bir gülüşü vardı. Tam da ihtiyacı olan o büyük güveni birinin gülüşünde bulmak içini canlandırdı. Evine gitmek istemiyordu. Son iki yılının her acısına şahitlik etmiş o eve dönme fikri yüreğini karıncalandırıyordu. Karşısında oturan adama daha fazla zayıflığını göstermeden evine gitmesi gerektiğini düşündü. Hızlıca vedalaşıp evine döndü. Bir daha hiç uyanmamayı dileyerek uykuya daldı. Ertesi sabah uyandığında ne yapacağı hakkında hiç fikri olmadan evin içinde gezindi. Kısa bir tatilin iyi gelebileceğini düşündü. Bir önceki gün numarasını bırakan adama teşekkürünü ve şehirden ayrılacağını bildiren bir mesaj yazdı. Beş günlük bir tatil planı yapıp huzur bulabileceği sakin bir yere gitti. Gittiği yerde beş gün sonra aynı hayata dönecek olma fikrinin verdiği rahatsızlıktan dolayı huzur alamadı. Onu böylesi inciten adamın aramasını bekleyerek günlerini geçirdi. Bütün dostları, hatta hastanede yardımına koşan genç adam dahi aradı ama hiç biri kalbindeki acıyı azaltmadı.

Döndüğünde, yardımına koşan kibar adama elinden gelen tüm mutfak becerilerini hayata geçirerek teşekkür yemeği hazırladı. Daha fazla kendi dertleriyle meşgul etmek istemediği için bir daha adamla karşılaşmamayı umdu. Hayata sıkıca tutunması gerektiğini biliyordu ama içinde yüreğinin tam üstüne oturmuş o acıyı söküp atamıyordu. Günlerini sessizliğinin gürültüsüyle geçiriyordu. Etrafındaki insanları kırmamak için görüşmelere gidiyor, dışarı çıkıyordu. Ayrılık sonrası kadınların genelinde olan bir sorun, kalabalıklarda savunmasız hissetme durumu onuda bulmuştu. Oysa hayatı boyunca kimsenin savunmasına ihtiyaç duymamış, kendisine yetebilmişti. Şimdi bu hissettiği güçsüzlük duygusuna kendide hayret ediyordu. Arkadaşlarıyla gittiği kalabalıkta yine aynı güven veren gülüşüyle genç adama rastladı. Onda bulduğu bu müthiş güven duygusuna hayret ediyordu. Kalabalığın sıkıcılığından, rahatsızlık veren insanlardan kaçarken genç adamın arkasına sığındı. Bunu fark ettiğinde yaptığı şeye şaşırmıştı. Sadece bir kaç kez gördüğü bu adamın arkasında korkusuzdu. Bu hissin onu uzun süre etkisi altına alacağı belliydi. Gece saat üçü bulana dek sokakta bir bankta oturdular. Herkes bir şey konuşurken susmayı tercih etti. Aklında aşık olduğu adam vardı. Neredeydi, nasıldı, neden hiç aramadı, artık onu sevmiyor muydu? Bir sürü soru beynini yiyor fakat hepsi bir sessizlikte bilinmezliğe imza atıyordu. Gözyaşlarını tutmak istedi, neredeydi, hayatında ilk kez gördüğü yüzler, seslerde kimindi? Bundan sonra ne yapacaktı? Boğazını sıkan ölümcül bir şeyi hissediyordu içinde.

Herkese veda edip evine döndü, yatağının içinde bağıra bağıra kimselere aldırmadan ağladı. Ertesi sabah ona iyi gelen şeyi aradı. İyi kelimesinin bir şeyde can bulması örneği, sadece “güvendi”. Telefonu kaptığı gibi genç adamı aradı. Hemen buluştular, bu anlatmaktan dinlemekten hiç bıkmayacağı adam, onun hayatta en yakını olabilirdi. Sıcak bir “dost”tu. Zaman geçtikçe her hayati konuyu birbirlerine danışıyor, gece gündüz demeden sohbet ediyorlardı. Senelerce içinde tuttuğu her sırrı korkusuzca paylaştığı biri vardı artık. Her üzüntüsünün adamın dostluğuyla son bulabileceğine inanıyordu. Birbirlerini tanıtırken en yakınım diye takdim ediyorlardı herkese. İleride yaşayacakları her olaya birbirlerinide dahil ediyorlardı. Adam kadının üzülmelerine çare, kadın adamın karanlıklarına ışık olabiliyordu.

Genç kadın içinde büyüttüğü aşk acısını dahi kabullenip sevmeye her şeye yeniden umutla bakmaya başlamıştı. Güven duymak önemli deyip duruyordu çevresindekilere. Takvimden ilerleyen her gün, biraz daha güçleniyordu. Her sabah daha fazla canlanıyordu kalbi. Ve bir gün sevdiği adamın, gittiğinde içini paramparça etmiş adamın telefonuyla uyandı. Ne yapacağını bilemedi, ne hissettiğini bilemedi. Her şey onun neden gittiği gibi bir bilinmezlikten ibaretti. Yeniden mi başlayacaklardı? Telefondaki sesi özlemiş miydi? Konuşamadı sadece dinledi. Geri döndüğünü, mutsuz olduğunu anlatan sesi dinledi. Aylardır beklediği adam geri dönmüştü. Kadın kapılarını tekrar açtı, adamı umutla karşıladı. Sonraki günlerde hep eksikliğini duyacağı güven hissinin aralarında kocaman uçurumlar açacağını bilmeden yola onunla devam etme kararı aldı. Bunu en yakın dostuyla paylaştığında aralarında sadece sessizlik vardı.

Kadın ne zaman düşse, ne zaman duraklasa güven veren adam yanında oldu. Aralarında ki sessizlik yıllarca sürdü. Çok sessiz geçen 6 yıl sonrasında yine bir hastane odasında yatan solgun kadının gözleri, kapıda endişeyle kendine bakan dostuna takıldı. Yıllar sonra yine aynı bakışlara gülümsedi, kucağındaki bebeğini “kızımız” diyerek adamın kollarına verdi. Bu mutluluğun teşekkürü için evlerine döndüklerinde ona en güzel yemeklerini yapacaktı. Hayatta en yakın dostuna yani kocasına sarılıp uyumanın tadına varacaktı. Hiç bıkmadan dinleyip, yorulmadan konuşacaklardı. Aşkın güven demek olduğunu hep yineleyip duracaktı kadın…

Ahu Osma / Eylül 2013 / Dörtyol

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar