background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
musennavavsancakserifeg7

Çifte Vav-Nadanlar

Nâdan ile sohbet etmek güçtür bilene;
Çünkü nâdân ne gelirse, söyler, diline!

Nadan ; Cahil, bilmez, haddini bilmez demektir. (Osmanlıcada yazılışı: na-dan).. Aslında bahsetmek istediğim nokta Osmanlı Devleti’ndeki anlamı..

Geçenlerde okuduğum bir kitapta beni etkileyecek bir söze, bir kelimeye, bir cümleye epeyce bir süre kafa patlattım.

‘Vav’ harfi insanı anlatabilen tek harflik bir semboldür. Sembolize edilmiş hali beni etkiliyor. Neden etkiliyor, birkaç anlamı aktararak bu kendimce ‘deneme’ yi farklı bir noktaya getireyim.

İnsan vav şeklinde doğar ve kendini bir ara ‘Elif’ sanır. Bu arada bende bu sanır mı, sanar mı hala karıştırıyorum. Kendimce yazarlık yaparken dilbilgisinden bile anlamıyorum.Doğrusu sanır aklınızda olsun…

Rabbi vav gibi mütevazi olsun ister kulları diye bir söz var mesela.

İnsan iki büklüm yaşar vav gibi, en doğru olduğu zaman, öldüğü gündür…

Vav canına…

Şimdilerde dövme yaptırmak modasına ayak uydurmuş olsaydım, ilk önce vav yaptırırdım. Mesela mimar olsaydım, Ulu Camiyi yapan mimar gibi her duvara ‘vav’ yapardım. Ulu Camiye gidenler bile her duvarda vav olduğuna bu kadar dikkat etmemiştir. Halk arasında bir söylentiye göre de Hızır a.s bu vav işaretinin altında namaz kılmıştır.

Neyse kitapta okuduğum cümle tabi ki ‘vav’ değildi. Kitapta okuduğum kelime, cümle, söz; ‘çifte vav’ idi. Nedir bu ‘çifte vav’?

Vav harfi; insanın tekliğini ve yalnızlığını sembolize ederken, ‘çifte vav’ ise birbirine yaslanmış iki insanı sembolize eder. Adına aşk diyebiliriz…

Çifte vav; motif olarak kalbi temsil ediyor. Kimisine göre…

Şimdi işin içinde ‘vav’olunca, ve aşk deyince de ilahi aşk diyerek özetleyeceğiz. Bu ilahi aşkı anlatmak bizim işimiz değil.İşimiz değil derken haddimize değil. Kendince yazar olan pembe kapaklı ‘aşk’ yazarları yeterince türedi. Odtü’yü bitiren kendini adam sanıyor ve ilahi aşkı da bir Konya’lının üstünden anlatıp, içine edip bırakıyor…Yazma, ne olursan ol yazma!

Neyse…

‘Çifte vav’, yeniçeri ortalarında olan Bektaşilikten gelen bir kavramdır. Hatta Bektaşilerin deyimleşmiş çifte vav çevirmek deyimleri bile vardır. Her ne kadar dem dolu piyale sofralarında geçse de ömürleri güzel işler yapmış bu yeniçeriler.

Piyale; küçük rakı kadehidir. Osmanlı Devleti’nde alkol tüketimine bir kanıt mesela. Tek taraflı yazıyor gibi algılanıyorsam, araştırmasını yaparak tamamlayabilirsin. Osmanlı Devleti ne kadar Türk Devleti de olsa, kendilerine Türk denilmesinden hoşlanmıyorlardı. Onlar Osmanlılılar idi…

Ne yapalım onlar öyle diyorsa bize kabullenmek düşer.Nede olsa reddi mirasını yapmayan bir Cumhuriyet rejimimiz var. İyi ki de öyle olmuş. Atalarımızın şanlı bir tarihi var diyebiliyorum(z)…

Türkler, dünya tarihi var olduğundan beri olan bir ırk olduğu için, Türklüğümüz ile övünmek bir ırkçılık olmasa gerek. Nede olsa kendisini milletten sayanlar, bizden kopup gidip kendine isim olmuş insanlardan ibarettir. Biz övünmüyoruz sadece gerçeği biliyoruz diyerek burayı özetleyeyim…

Geçenlerde okuduğum başka bir kitapta ise 1200’lü yıllarda yaşayan bir gezginin anıları idi. Adı Marko Polo.. Ne kadar havalı geliyor değil mi? Marko Polo Seyahatnamesi…
Kitap güzel bir kitap…Ama okurken düşündüğüm tek fikir, bu adam ajan olmalı…Bunca ülke gezerken arkasında güçlü bir isim olmalı. Öyle hop ben gezmeye gidiyorum, elime bir kağıt verin birde tüylü kalem verin diyerek yola çıkmadı herhalde?

Marko Polo sana saygım sonsuz… En azından her ülkenin gerçeklerini ayrıntılı bir şekilde anlatmışsın. Ve yaşadığın dönem dünyanın kilit gelişmelerinin olduğu dönem. Mahşer günü karşılaşırsak, Allah seni sorguya çekmeden bende birkaç soru soracağım.
Hakkında dedikodu yapıyorum, hakkını da helal et tamam mı?

Marko Polo’nun şimdi bizim ülkemizde bir gazete yazarı olduğunu düşünsenize…
Arkasında bir medya patronu olurdu… Hakkari’ye gitmeden o şehirle ilgili yazılar yazardı.Laiklik tartışmalarına, patronundan aldığı prim kadar katılırdı. Yada en güzeli köşesinden sallarken, fazla kelime bulamayıp, her satırda en fazla ‘beş kelime’ kullanarak yirmi satır yazı yazardı. Çünkü onun adı hükümete göre yazardı…

Gözünüzde canlansın diye örnekleme yapıyorum…

Marko’nun delik olmayan ayakkabılı köşesi,
Bu köşe yaz köşesi.
***************
Yaz deyince aklıma geldi,
Hakkari soğuktur.
****************
Mevsimlerin en güzeli yazdır,
Kızları güzel laik İzmir’dir.
Yarın ki köşemde Mercedes’ten aşağı inmeden,
Trenler için sallayacağım.

Yazan: Marko ( Kimi anlattığımı herkes anlamıştır-Marko Polo üstünden bana hiciv yaptırdınız ya helal olsun)
******************

İşte şimdilerde ki yazarların modasına ayak uydurmuş birisi olurdu. İstisna olma ihtimali var mı derseniz, kesinlikle olduğunu söyleyebilirim..

Ülkemizde öyle bir hal aldı ki edebiyat ve sanat, adı Marko olanın seyahatnamesi ciddiye alınır ve tez olarak kabul edilir. Ama adı Evliya Çelebi olan birisi ciddiye alınmaz. Niye mi?
Karşı çıkanların, sokakta bas bas bağıranların herkesten önce emperyalizme kurban gitmesinden dolayı…

Yeterince açık değil mi? Anlamanız için yazı yazıyorum, sokakta kaldırım taşlarını söküp sağa!,sola! Atmıyorum…

Allah vergisi bir yazma yeteneğinden kaynaklı. Ve vergi lafının ilk defa korkutmadığı bir
cümledir. Allah vergisi.

Haa..Bu arada sakın yanlış anlamayın Marko Polo’nun seyahatnamesi okunmaya değer bir kitaptır.Orada zamanındaki Türkleri, Kürtleri, Ermenileri, Rumları, Moğolları(Türk) çok iyi öğrenebilirsiniz…Hatta Tebriz’i, Şam’ı,İstanbul’u, Ağrı Dağı’nı(Nuh peygamberden dolayı biliyor), Erzurum’u hatta balkanları…

Marko Polo ile Evliya Çelebi’yi eser anlamında kıyaslamak doğru bir yaklaşım tarzıdır. Ama dönemsel zorlukları ve karakterleri mukayese etmek doğru değildir.Marko Abi tüccardır. Esir düşer. Avrupa’ya İran’dan ve Anadolu topraklarından el emeği, göz nuru sanat malzemelerini ucuza alıp Avrupa’ya satmaya götürüyordu. Polo kardeşlerin hepsi böyle tüccarlar. Müslüman olsalar peygamber mesleğini yapıyorlar diyebilirdik…Evliya Çelebi ise Osmanlı topraklarında büyümüş Anadolu insanından doğma bir insan… İleri düzey eğitim aldığı bilinmektedir. Babadan kalma bir mesleği yada parası pulu olan bir abimiz değildir…Medrese eğitimi aldı ve sonrasında ise saraya özel eğitim yerlerinde öğrenimine devam etti. Saraya eğitime nasıl girdi diye fitnelik ve fesatlık yapacak olursanız orasını da kısaca özetleyeyim…

Babası Derviş Mehmed Zilli, I. Süleyman’dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş ve seferlere katılmıştır.Yani saraya geliş sebebi bu.Oğlu(Evliya Çelebi) Kur’an, yabancı dil, sanat ve bir çok konuda ileri düzey eğitim aldı. Kendisi hafızdır aynı zamanda. Bu başarısı sarayın ve padişahların beğenisi toplamıştır…Böyle gidiyor işte.

Neyse Evliye Çelebi’de benim gibi. Ailesi ve etrafı okuması için tüm desteği vermiş ve başarılı olmuş, ama adam gezeceğim diye tutturmuş. Gez valla okuyup ne yapacaksın demek geliyor içimden. Zaten öyle olmuş. Şimdi gezmemiş olsaydı, doktor olsaydı kim bilecekti Evliya Çelebi şahsını… Ama gezip gördüğü için ve bunları aktardığı için yüzyıllar boyu evrende hala ismi var. Cisminden kalan herhalde kemikleridir.
Osmanlı sınırları içerisinde her yere gidip ve bir yandan savaşlara katılmış birisi için, bana sadece saygı duymak düşer. Helal olsun.

Osmanlı Devleti’nin içinde ne cevherler varmış da biz bilmiyoruz. Yeter ki harem üstünden atalarımızı karalayalım değil mi? Ha bizim nerden atamız diyenler yada bunlara rağmen kötüleyenlere bir şey demiyorum. Saygı duyuyorum… Sen kabul etmesen de kanın damarın oradan geliyor…Ha ama ninelerinin haremde olduğunu ve orada çalıştığını düşünüyorsan, bunu inkar etmekte haklı olabilirsin.

Enteresan karakterler dolu Osmanlı’da her karakteri ele alacak olursak, 700 milyon ciltlik kitap yazmak gerekir. Mimar Sinan başlı başına muhteşem zeki bir adam. Mihrimah aşkıyla anılan birisi oldu son günlerde. Arkadaş ne çok entrika seven bir toplum olduk. Anlatsana Mimar Sinan’ın hala teknolojisi açıklanmayan camilerini ve yapıtlarını.

Ali Suavi var mesela. Türkçülük akımlarını başlattığı söylenen bir isim. İngiliz bir bacımız ile evlenmiş. Genç Osmanlılarla fikir yönünden belli bir süre sonra ayrılmış falan. Tanzimat dönemi edebiyatçıları ile Paris’te buluşmuşlar. Namık Kemal ve Ziya Paşa falan var içlerinde. Ali Suavi 2. Abdülhamit tahta çıkınca hemen İstanbul’a döndü. Muhafazakar ve saltanatçı bir kimliği büründü. Ama kendisinden daha baskın Münif Paşa ile anlaşamadı ve görevden alındı. Bu yüzden Abdülhamit karşıtı oldu. Münif Paşa kim mi? Liberal ve batı yanlısı bir şahıs…

Düşündürücü değil mi?

Daha sonra 5.Murat’ı tahta çıkarmak için yüz elli Rumeli göçmeniyle Çırağan Sarayını bastı. Yedi sekiz Hasan Paşa tarafından kafasına sopa vurularak öldürüldü. Yazık olmuş. Çırağan sarayının bugünlerde sadece düğünlerle anıldığını görüyorsa, ne yoluna gittiğini düşünüyordur acaba?

Yediz Sekiz Hasan Paşa ile yazımızın sonuna doğru gelmiş olalım.

Okuma yazması olmayan bir asker. Kırım Savaşı’nda büyük faydalar sağlayınca mareşal rütbesine kadar yükseltildi. Ancak kendisinin ne yaptığından çok lakabı ile hatırlanan bir şahıstır. Arapça yedi (٧;) ve sekiz (٨;) rakamlarından oluştuğu için bu lakabı almıştır. Okuma yazması olmadığı için yedi ve sekizin ortasına düz bir çizgi çekince Hasan oluyormuş ve imzası da bu sembolmüş. Abdülhamit’in yakın adamlarından birisi işte…

Ha tartışmalar var ya, Abdülhamit hain ve başarısız diye. Halt etmişler. Tarihi okumadan ve anlamadan, etrafınızdaki insanların ağzından konuşmayı bırakın…Dost tavsiyesi…

Çifte vav olalım ve birlik, beraberlik içerisinde atalarımızın bize bıraktığı emanetleri iyi yada kötü olsalar bile, kendi içimizde çözelim. İlahi aşkı bulmak istemezseniz, bu sizin Allah ile aranızda kalır. Kimseyi de ilgilendirmez. Ama başka devletlerin insanlarını övmekten ve onları yüceltmekten vazgeçin. Ne ararsan senin soyunda hepsi var…Sosyalizmin temeli 620li yıllarda Müslümanlarda vardı mesela. Öyle olmasa Marx sakal bırakır mıydı? ;

Ayakkabısı üstünden demagoji yapılan yazarlara hepimiz şuyuz buyuz diyeceğimize, Çanakkale’de Mustafa Kemal’in arkasında delik ayakkabısı bile olmayan, karnı aç, dudakları susuzluktan kuru olan hatta şuan mezarlarının yeri bile olmayan o Türk gençlerinden biri olalım.(Cesaret ister).

Sıkıyorsa gerçekleri her yönden anlatabilen insanlardan olun…

Sencer Gültuna

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar

Comments are closed.