background img
Sencer Gültuna - Ortancamız Babam
suleyman-sah

BU MESELE ON ÜÇ DEĞİL HÂLLİ-MALLİ PEK GÜÇ DEĞİL

avatar
avatar

Latest posts by Bekir Yalçınkaya (see all)

 

Etimolojik anlamı Zarathustra ‘nın Yunanca karşılığı Zarath: güzel, doğru; üstra: develer, halk dilindeki anlamı da ‘Yaşayan Yıldız’ olarak nitelendirilen Zerdüştlük’ten birisinin (Zoroaster), inancı gereği ateşe tapmadığını, amma Kıble kabul ederek onun önünde dua ettiğini kaynaklar bize tarif ediyor..

Sonra bu tarife asıl ek olarak da Zerdüştlük’te asıl kıblenin Güneş olduğunu öğreniyoruz ki Zerdüştler’in dînî törenlerinde ateşin önünde ayinler yapmalarının sebebi, ateşin karanlığı önlemesiymiş. Zîrâ Zerdüşt inancına göre, kötülük karanlıkla özdeşleşirmiş..

Halbuki biz insanların inancına saygı göstersek de birer Müslüman olarak Kur’an-ı Azimüşan’ın naziliyle Tevhid birliğini tanırız. Karşısında tek tazimle duracağımız ve dua ile ondan niyetimize göre ne isteyeceğimizi bildiğimiz tek kudret Allah-ü Tealâ’dır.

Maddeye tapıcılık, manâ denilen büyük kuvvetlere en büyük engeli teşkil eder.

Ki Zerdüşlik’te var olduğunu gördüğümüz bedenin öldükten sonra dirilip Ahura Mazda’nın huzuruna çıkacağına ve orada hesaba çekileceğine inanmak, Müslümanlık’ta kesinlikle yoktur.

İnananlarına bakılırsa 3.500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran’da kurulan ve M.Ö. 600 ve M.S. 650 yılları arasında da Pers İmparatorluğu’nun resmî dini hâlini alan Zerdüşt’lüğü günümüz Dünya’sında tahminî 190.000’e yakın cüzî bir kitle benimsiyormuş..

   Şimdi, milyarlarca İslâm erlerine rağmen şu kadarcık inananı kalmış bir inanca sahib kişilerin iki başından birisi önce; “diyorum ki, bakın dini imanı en çok kullananlar kim biliyor musunuz? Diyanet işleri. O nedenle diyorum ki bu belâdır belâ. Din hizmeti vermiyorlar. Din hizmeti keşke verseler. Biz ne yapacağız? Biz diyoruz ki, Diyanet bir israf mekanizmasıdır. Onu kaldıracağız, İnanç İşleri Başkanlığı kuracağız” dedi.

Ardından ikinci dağın yükseğindeki de ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldıracağız.Görmez’in makam aracını da ‘Cemevine bağışlayacak’mış.. Kaldıracağız saçmalığını % 99’u Müslüman dediğimiz  Türkiye’de Diyanet’in lağvedilmesini, bir türlü düzüne inemedikleri dağın yükseğinden emir buyurmuş..

Bre Kıblesi Güneş’e ve Taksim’e olan Adamlı Eşler.. Meclis’i Müslüman’larla bezeli bu ülkede Kıble’yi sapıtmak Zerdüşt pusulasında bu kadar kolay olabilir..  Amma velâkin Müslüman Pusulası  hele bir işleye görsün, Kandil Mandil ne ışık verir, ne Güneş, ne Ateş..

Sizin işiniz siyasî cazgırlık da olsa o işi adam gibi yapacaksınız..  Bu iş dağlarda Ezan’ı horlamaya ve Ezan dışı hırlamaya benzemez.. Tepki mekanizması harekete geçeceği yerde, inadına sizleri de; millî hassasiyetleri körelmiş ve inanç menzillerine siyasî otoriteyi getirtip oturtmuşların yalaka TV’leri hiç boşuna pohpohlayıp fitne ateşine sarılmasınlar. Dün; ‘Bu din-Diyanet benim’ diyen ruhları körelmiş   Beşer’in öldüğü yerde, yarın elbet Hak tecelli eder, ebed -ruhu güzellere- bizim olur..

Peki, olmayan mesele nedir? O mesele ‘bu ülke Haçlılar’ın yüzdeli seferleri mucibince batsın da ha öyle batsın, ha böyle batsın’dır..

Milletin halkları arasında İfrat ve Tefrikle takib edilen en tehlikeli yoldur..

O hâlde içine bu tehlikeli cereyanlar çekilen bir ülkeye düşecek ateş zannediliyor mu ki sadece A, B ile C ile sınıflı partilerin safları dışında malûm yerleri yakacaktır.. Böyle bir ateş ayırt etmeden her başı yakar..

Dahası, bu kadar çirkin siyaset ve dalaverelerle ülke bütünlüğünü bozmaya kimin hakkı var? Gitgide.. Kayı Boyu’ndaki Kurdoğlu gibi, kâh Tekfurlar, kâh Karahitaylar, Kâh Elazığ Emirliği’ni hükümleri altına alıp fitneye sarılmak Kayı aşiretlerine mi fayda sağladı ki devrin hokkabazlarına fayda sağlasın..

Ta öteden beri bilirim ki siyaset harmanlarında konuşulanların neredeyse tamamı hep birbirlerinin aynısıdır. 12 Eylül’de ümükleri sıkıldığından boğazlarından ses çıkmaz olanlara bir de baktık ki 1987 Referandumu’nda birer Arslan gibi kükrüyorlar.

Kükreye kükreye nereye vardılar? Hiçbir yere..

Haklarını yemeyelim, vardıkları bir yer oldu ki o da bugünkü bulundukları yer..

***           ***         ***

Peki, Zerdüşt-Merdüşt bir tarafa; Hak yolunda ilerleyen ve duasını da; Muslayaoğlu Ebû Saîd’e bir dua hazırlatacak İslâm Âlemi’nin Halifesi Kaaim bi-Emri’llah’tan alan 1071 Malazgirt kahramanı Alpaslan sonra da;

“Allah’ım! seni kendime vekil yapıyor, azâmetin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin rızan uğrunda savaşıyorum. Allah’ım, ordumu muzaffer eyle; benim günahlarım yüzünden onları kahreyleme! Yâ Rabbî! Niyetim hâlistir, bana yardım et, sözlerimde hilâf varsa beni kahret” diyerek kime yakarmıştı?

Elbette Rabbi’ne. Netice ne olmuştu; ZAFER…

Peki, O’ ecdadından sonra 1176’da Haçlı Kral Manuel’i Myriokefalon’da perişan eden II. Kılıçaslan’ın Kılıç’tan önce sığındığı yer Hakk’ın dua gölgesi değil miydi? Yine netice ne olmuştu; ZAFER..

Peki Kayı Boyu’na Bey Selmanî Süleyman Şah ve Çadır’dan Hükümdarlığa giden yolun Alpler’le kardeş yolcuları oğul Gündoğdu, Ertuğrul, Turgut ve Dündar’ların yol göstericileri ve dua ehillerinin başında kim geliyordu; Anadolu’daki fütüvvette büyük bir tesiri bulunduğundan İslâm coğrafyasını ve kültürünü barıştıran, sonra bunun Malatya’yla Konya’ya, Urfa’yla Şam’a, Mekke’yle Kahire’ye, oradan da Endülüs ile Batı Afrika’ya kadar ilerlemesini sağlayıcı irşadı gerçekleştiren  ve coğrafyaları birbirleriyle barıştıran Ertüğrul Gâzi’nin Hocası Endülüslü Ibn’ül Arabi oldu ki O’ coğrafî sınırlara sığmayan bir adamdı.

Onun takipçileri de Anadolu’yu ta Bosna’ya, Kafkaslar’a kadar taşımışlardı.

Müridlik hazzıyla Fatih Sultan Mehmed Han’ın ve oğlu II Bâyezidî Veli’nin Kapısına gelip, kapısından çekip gittikleri Ebu’l Vefa Konevî hazretleri de bir din âlimiydi..

Atının ayağı sürçüp de yerden sıçrayan çamurlar kaftanını kirletince, herkesin yüreğinin ağzına geliverdiği o anda: “Hocam üzülmeyiniz! Sizin gibi bir âlimin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için bir ziynettir” diyebilen Yavuz Sultan Selim’in büyük saygı gösterdiği ve O’ Sultan’ın Vasiyetimdir, öldüğüm zaman bu kaftanı sandukamın üzerine sersinler!” diye emir buyuracak kadar gönül Sultanı olan Hocası Anadolu Kazaskeri İbn-i Kemal de bir âlimdi.

Türk Milleti’nin en büyük değeri verdiği bu kişilerden biri; yani ‘Din Adamı’ dedikleri Mevcut Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Efendi de bir âlimdir..

Netice; Birileri Müslüman’ım diyen avanakların önünde kendilerine; ‘Diyaneti kaldıracağım’ diye hakaret ederken ötekileri inadına uyku numarasına yatıyor..

Birileri; Âlimleri el üstünde tutan ve onlara her türlü ilmî, dinî ve sosyal imkânları münasib görerek hayata geçiren bir ecdadına rağmen, -ne kadar tahsil ederlerse etsinler- yamrı-yumrulaşmış nesilliğin fosilliğini veren bedenî hâlleriyle uğraştıklarına bir bakın; “Diyanet İşleri Başkanı’nın altındaki araba şu kadar..”

Yuhhh size be!.. Yuh ki bin kere yuhh.. Sizlerin altında Eşek mi var, Sıpa mı?

Yavuz Sultan Selim Baba’nız, At bindiyse, Hocası İbn-i Kemal’i Eşeğe mi bindirmişti? On’u da kendisi gibi At ile yanında gezdirmedi mi?. Eğer ki arabası olsaydı O’ndan üstününe binmeyi zûl sayardı.. Çünkü onların nazarında Din adamları başa birer tac gibiydiler..

Peki şimdi siz -şu Zerdüştleri bir kenara koyalım- şayet Müslümanoğlu Müslüman ve asil Türk’ten iseniz Diyanet’in bu Edebi, İlmî, Ahlâkı ve en alâsı Rütbesi ve Makamı yüce Başkanı Görmez’in Attan inip Eşeğe bindirilmesini nasıl hazmediyor da aleyhinde bir sürü karalamaya gidebiliyorsunuz?

Görmez’den utanmıyorsanız din ve ilim adamlarını baş tacı yapan ecdadınızdan da mı utanmıyorsunuz.. ?

Yuh size bee, yuhhh.. Yuh ki, ne yuhhh..!

 

BEKİR YALÇINKAYA 

 

 

 

İlişkili Etiketler
Bu yazıları görmek istemez misin?
Yorumlar